Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Forummekan - Fms Group > l Dini Konular l

Winamp windows Media Player Real Player QuickTime
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 07-13-2008   #41 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

81. Cehennemin Teneffüsü Ne Demektir?

Cevap: Bizim bildiğimiz manada teneffüs, nefes alma, dinlenme demektir. Öğrencilerin dersten çıkıp hava almaları, birazcık dinlenmeleridir. Bu manada ise Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Cehennem, Rabbine: (Ey Rab-bim! bir kısmım, diğer bir kısmımı yiyor diye) şikayet etti. Bunun üzerine Rab Teâlâ onun yılda iki kere teneffüs etmesine izin verdi. Kışta bir nefes, sizin rastladığınız en şiddetli zemherirdir, yazda bir nefes, sizin rastladığınız en şiddetli sıcaktır."
Yazın en sıcak zamanın ve kışın en soğuk zamanın Cehennemden bir parça olduğunu anlatmak için Peygamberimiz Cehennemin teneffüsü diye mecazi olarak bize anlatmıştır.


82. Cehennemliklerin Yiyecek ve İçecekleri Nelerdir?

Cevap: Ayet ve hadislerden öğrendiğimize göre, Cehennemin içecekleri çok iğrençtir. Kaynar su karıştırılmış içkiler, irinler (Bkz. Saffat, 37/67; Sad, 38/57; Nebe, 77/24-25), Cehennem ehline, besleyici olmayan ve açlığı gidermeyen dari' yani dikenli bir ot ve kaynar sular verilir. Cehennemde içecek olarak kaynar, pis kokulu su, kan ve irinli kan vardır. Cehennem, ateşten örtü ve yataklarıyla Cehennemlikleri her taraftan kuşatır, onların yüzlerini dağlar, uzuvlarını koparır, etlerini yakar, bağırsaklarını kemirir. Susattıkça susatır...
Cehennemin dibinde çıkan, tomurcukları şeytanın başları gibi olan (Saffat, 37/62-67) Zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir, yenildiğinde fazlasıyla susatır, sıcak suyun kaynaması gibi karınlarında kaynar. (Duhan, 44/43-46) Günahkârlar bu suyu, susuzluk hastalığına tutulmuş develer gibi içerler. (Bkz. Vakıa, 56/52-55) Cehennemdeki yiyecek ve içecekler de günahın çeşidine, tarzına göre azap verici bir tarzdadır.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #42 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

83. Cehennemlik Olanların Amelleri Nelerdir?

Cevap: Cehenneme götürecek amelleri Kur'ân ve Hadislerden öğreniyoruz. Mesela, Allah Rasûlü şu tür amellerin Cehenneme götürecek ameller olduğunu haber veriyor; Allah'la birlikte bir başka ilaha duâ etmek, bile bile zulmetmek, tasvir ve heykel yapmak
Rasûlullah'a ateşe insanları en çok atan şeyin ne olduğu soruldu. "Ağız ve Fere" buyurdular. Kibirli olmak, Gulûl; ganimetlerden çalmak, Borçlu ölmek, Anne ve babasına hürmet etmemek, Cehenneme girmeyi gerektirir.
Günahları büyük ve küçük diye ikiye ayırmak Kur'ân'ın tasnifidir. (Bkz. Nisa, 4/31; Necm, 53/32) Birçok âlim, büyük günahı sınıflandırmış, sayısı hakkında değişik görüşler ortaya atmıştır. Büyük günahların yedi tane olduğu söyleyenler olduğu gibi yetmişe çıkaran âlimler de vardır.
Gazzali büyük günahları; Allah'a âit küfür, Cana, nefse âit olan ve İnsanların malına tealluk edenler diye tasnif eder. Allah'a şirk koşmak, Zâlim, katil, kibirli olmak, insanlara işkence etmek, alabildiğine inat etmek, Allah yolunda harcamaya var gücüyle engel olmak; şüpheci ve nankör olmak, alabildiğine yemin etmek, cimri olmak, gıybet etmek, aşırı zâlim, kaba, haşin, şerefsiz, soysuz olmak (Bkz. Kalem, 68/10-13) Namazı terk etmek, özürsüz Ramazan orucunu yemek, hali vakti yerindeyken hacca gitmemek, Allah ve Rasûlü adına yalan söylemek, kaderi inkâr etmek, heykel, canlı heykeli yapmak, bile bile başkasının oğlu olduğunu iddia etmek, kadının erkeğe, erkeğin kadına benzeme özentisi gibi ameller büyük günahtan sayılabilir.
Peygamberimiz (sallailâhu aleyhi ve sellem)'in ifadesiyle, idaresi altındakilere hile, zulüm yapanlar da büyük günah sahipleridir. Allah'a şirk koşmak, Kur'ân'ın ifadesiyle en büyük günahtır. Büyük günahların en büyüğünün şirk olması, mü' minin statüsünü değiştirmesi sebebiyledir.


84. Cehenneme Lâyık Ameller Nelerdir?

Cevap: Cehenneme lâyık olmak demek, Cehennemlik amel, fiil yapmak demektir. Ashâbu'n-Nâr, Ehlü'n-Nâr diye adlandırılan Cehennemlik olanların amelleri kısaca şunlardır; Kainatın Yaratıcısını inkâr etmeleri, Allah'a sevgilerinin olmaması ve Peygambere uymamaları. (Bkz. Maide, 5/13-16)
Müddessir Sûresinde; açları doyurmamak, namazı terk etmek ve hatta âhireti inkâr etmekle aynı teraziye konmuş ve Cehenneme giriş sebebi olarak gösterilmiştir. "Suçlulardan sorarlar: Sizi şu yakıcı azaba ne sürükledi? Onlar da derler ki; "Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula da yedirmezdik. Boş şeylere dalanlarla birlikte dalardık. Ceza gününü de yalanlardık. Sonunda bu halde iken ölüm bize gelip çattı." (Müddessir, 74/42-47)
Maun sûresinde de, yetime sahip çıkmama, miskini doyurmama, namazı şuursuzca, üşenerek, gösteriş için kılma vb. fiiller âhiret gününe inanmayanların özelliği olarak anlatılmış, bu tür amellerin Cehenneme sokacağına işaret edilmiştir. Mücrimler diye isimlendirilen Cehennemlikleri dört grupta toplamak mümkündür. Hiçbir Tanrı kabul etmeyenler; Firavunlar gibi tanrılığı kendilerine nispet edenler, Allah'a ortak koşanlar, Münafıklar. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in ifadesiyle "Yarım hurma ile de olsa ateşten korunabilmek" gerektiği, bu kadarcık küçük bir iş, amel dahi yapmak gereği anlatılırken, Zekatı verilmeyen mal sahibinin Cehenneme gireceği, cemaate ve Cuma namazına gelmeyenin, üç günden fazla küs kalıp ölenin Cehenneme gireceği anlatılır.
Cehenneme mahkum olanlar; yüklerini sırtta taşıyarak alçalmış, nefret edilmiş, kötülenmiş, ayıplanmış, başı eğik olarak Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda geçit yaparlar. Cehennem, yanardağ gibi kıvılcımlar saçarak homurdanır, kudurmuşçasına bağırır. "(Bu ateş) onları uzak bir yerden görünce onlar bunun (kendilerine karşı) öfkesini ve uğultusunu işitirler." (Furkan, 25/12) Cehennem; sıkıca kapalı, gitgide alçalan birçok tabakalara ayrılmış bir yeraltı zindanıdır. "...Cehennemi, kâfirler için kuşatıcı (bir zindan) yapmışızdır!" (İsrâ, 17/8 ) "Kim Allah'a herhangi bir şeyi ortak kılmış olarak ölürse bu kimse ateşe girecektir.", "Muhammed'in nefsini kudret eliyle tutan Zâta yemin ederim ki bu ümmetten her kim; Yahudi olsun, Hristiyan olsun, beni işitir, sonra da bana gönderilenlere inanmadan ölecek olursa mutlaka Cehennem ehlinden olacaktır.", "Üç kişi Cennete giremeyecektir. Anne-babasının hukukuna riâyet etmeyen, içki düşkünü olan, verdiğini başa kakan",
"Kim görmediği halde rüya gördüğünü iddia ederse (Kıyamet günü) arpa taneciğine düğüm atması teklif edilir. Kim de kendisinden hoşlanmadıkları halde bir grubun konuşmasını dinleme gayretine düşerse, kıyamet günü kulağına erimiş kurşun dökülür. Kim bir suret tasvir ederse (Kıyamet günü) Azaba uğrar ve bu yaptığına ruh üflemesi emredilir ama üfleyemez'""Kim kendini bir şeyle öldürürse (intihar) kıyamet günü, o şeyle azap edilir."
"Cehennem ehli beş sınıftır. Aklı olmayan zayıflar, hâin kişiler, aldatanlar, cimriler ve yalancılar, kötü huylu, kaba sözlüler"
"Kim bir sidre ağacını (hakkı olmadan) keserse Allah onun başını Cehenneme uzatır. " "Ateş ehlinden iki sınıf vardır. Birincisi; yanlarında sığır kuyruğu gibi şeyler taşıyıp insanlara vuranlar. İkincisi; giyinmiş çıplak kadınlar ki bunlar başları deve hörgücü gibidir. Bu kadınlar Cennete girmek şöyle dursun, kokusunu dahi almazlar. Halbuki onun kokusu şu şu kadar uzak mesafeden duyulur." "Kim âlim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksatlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi Cehenneme atar"
Bu ve benzeri hadislerde Cehennem amelleri anlatılmaktadır. Yer yer mecazî anlatımlarla insana ders vermekte dünya ve âhiret zararlarını ihtiva eden ameller, işler uygun, güzel bir tarzda Allah Rasûlü tarafından belirtilmekte, Cennete götüren amellerin yapılması tavsiye edilmektedir.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #43 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

85. A'raf Ne Demektir?

Cevap: Cehennem ile Cennet arasında bir hicaptır, perdedir, burçtur. A'raf; arf'ın çoğuludur. Arf; herhangi bir yüksek yer demektir ki, bu münâsebetle atın yelesine, horozun ibiğine "arf" denilmiştir. A'raf; bazıları için geçici bir duraktır. Cehennem ile Cennet arasındaki yerdir. İyi ve kötü amelleri eşit olan kimseler bir müddet burada kaldıktan sonra Cennete girerler. Hasan Basrî'ye göre A'raf; marifet (bilmek) kelimesindendir. Ve mânâ: "Cennet ehli ile Cehennem ehlini simalarından tanımak üzere birtakım kimseler vardır." demektir.
Kur'ân-ı Kerim'de A'raf adında bir sûre vardır. Sûre'de A'raf şöyle anlatılmaktadır; "İki taraf arasında bir perde ve burçlar (A'raf) üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere, "Size selâm olsun!" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat Cenneti uman kimselerdir. Gözleri Cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimizl Zâlimlerle beraber bulundurma!" derler. Burçlarda (A'raf) olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara "Topluluğunuz ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi, kendilerini Allah'ın Rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı?" diye seslenirler. Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız." Cehennemdekiler, Cennettekilere: "Bize biraz su akıtın veya Allah'ın size verdiği rızıktan bize de verin." diye seslenirler. Cennettekiler de: "Allah, bunların ikisini de kâfirlere haram kıldı." derler. Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuz." (A'raf, 7/45-51)
A'raf üzerindeki adamların tefsirinde başlıca iki görüş vardır; Birinci görüşe göre, bunlar amelde kusur etmiş ve mizanda iyilikleri ve kötülükleri eşit gelmiş Allah'ı birleyen bir topluluktur ki, Cennet ile Cehennem arasında bir müddet kalırlar. Cennet halkı Cennete girmiş, bunlar girmemişlerdir. Fakat arzu ve ümit ederler. Onlara özenirler de, "Selâm ve selâmet size!" derler. Sonra Allah Teâlâ haklarında bir hüküm verir. İkinci görüşe göre bunlar; peygamberler, şehitler, hayırlılar, âlimler veya adam şeklinde görünen melekler gibi dereceleri yüksek birtakım zatlardır. Bu hâl, Cennet ehlinin halidir. Yani Cennet ehlinin henüz Cennete girmemiş ve girmek ümidinde bulunmuş oldukları sıradadır ki A'raf ehli onları selâmetle müjdelerler.


86. Âhirette Şefaat Var mıdır?

Cevap: Şefaat kelimesi, arapça Şe-fe-a harflerinden müteşekkil olup masdardır. Bir iltimasçı ve aracı ile müracaat etmek, dilek dilemek ve yardım etmek, manasındadır. Lügat olarak kelime yönünden çift manasına gelen Şef kelimesinden türemiştir.
Şefaat etmek, af için vesile olmak, birinin bağışlanmasına delalet etmek, borçlunun lehinde tavassutta bulunma, birisinin haceti için bir hükümdara niyazda bulunmak Allah'tan günahkâr bir kimsenin affını dilemek, bir kimsenin bağışlanmasına delalet ve tavassut etmek, rica ve istirhamda bulunmak, birinin suçunun bağışlanmasını veya dileklerinin yerine getirilmesini sağlamak için o kimse ile diğer şahıs arasında yapılan aracılık manalarında kullanılır. Kelime özellikle "Allah katında yapılan aracılık" anlamında kullanılır.
Şefaat, Âhirette günahkâr mü'minlerin, Hz. Peygamberin ve diğer salih kulların aracılığı ile Allah tarafından affedilmesi, itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamberimiz ve büyük zatların Allah'tan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır. Şefaat, günahkârlar hakkında peygamberlerin ve hayırlı mü'minlerin aracı, şefaatçi olmalarıdır. Hz. Peygamberin mahşer günü şefaatte bulunmasıdır. Şefaat, Allah'ın kullarına ikram etmiş olduğu fazilet konusuna girmektedir. Fazilet ve ikram konusunda ise Allah'a kimse sınır koyamaz. Şefaat, mü'minlerden bir kısmı Cehenneme girmeyi hak ettikleri vakit, bu gibiler hakkında Allah Teâlâ, fazlu keremiyle peygamberlerin, sıddîkların, ulema ve salihlerin kendi katında manevî değeri olan her zâtın aracılığını, istediğini yapmaktır.
Şefaat, birinin bağışlanmasına delalet etmek, diğer bir ifade ile bir kimsenin bağışlanmasını istemek veya bir kimsenin başka bir kimse için iyilik yapmasını ve zarardan vazgeçmesini rica etmektir.
Şefaat, dünya ve âhiret İşleriyle ilgili hususlarda bazı hata ve günahların cezalandırılmasından vazgeçilmesi için talepte bulunmaktır. Allah'tan, günahkâr bir kimsenin affını dilemek, bir kimsenin bağışlanmasına delalet ve tavassut etmek, rica ve istirhamda bulunmak, birinin suçunun bağışlanmasını veya dileklerinin yerine getirilmesini sağlamak için o kimse ile diğer şahıs arasında yapılan aracılık yapmak manalarında kullanılır. Kelime özellikle "Allah katında yapılan aracılık" anlamında kullanılır.
"Hiç bir Şefaatçi yoktur ki O'nun izni olmadan Şefaat edebilsin." (Yunus, 10/3) "O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının Şefaati fayda vermez." (Taha, 20/109) "Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir."

Bu ve benzeri birçok âyet-i kerime ve hadis-i şerifler bize âhirette Şefaatin varlığını göstermektedir.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #44 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

87. Şefaatten Mahrum Olanlar Olur mu?

Cevap: Kur'ân-ı Kerîm'de "Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışındaki (günahları) dilediğine affeder." (Nisa, 4/116) buyurulur. Bu âyete göre şirke bulaşmış olanların şefaat hakkı yoktur denilebilir. Şirk, ortaklık demektir. Birlemek manasına gelen Tevhid'in zıddıdır. Şerik kelimesinin çoğulu "Şürekâ" dır. Şirk en büyük günahtır. Kur'ân'da, en büyük günah olan şirkin bağışlanmayacağı, şirkten başka diğer bütün günahların ise bağışlanabileceği (Nisa, 4/48 ) bildirilmektedir. Şirk, insanın yücelip Allah'a ulaşmasını engelleyen, insan şeref ve haysiyetine aykırı, insanı alçaltan bir inkâr türüdür. Şirk'i, Şirk-i İstiklâli, Şirk-i Teb'iz, Şirk-i Takrib, Şirk-i Taklid, Şirk-i Esbâb ve Şirk-i Hafiyy gibi kısımlara ayırmışlardır.
Allah'ı bırakarak taşa, toprağa, ağaca, aya, güneşe, insana tapma şeklindeki şirk, "şirk-i istiklâli" dir. Mecusiler şirkin bu türü içindedirler. Allah'a inanmakla birlikte O'nun yanında başka şerikler, ortaklar kabul etmek "şirk-i teb'iz" dir. Hristiyanların teslis akidesi, ilahı üç kabul etmeleri buna örnektir. Şirk-i Takrib; Alemin yaratıcısını kabul etmekle birlikte, O'na yakınlığı temin etmek, O'nun huzurunda şefaati olmak üzere putlara, hiç bir fayda ve zarar veremeyecek olan cansız, insan eliyle yapılmış eşyaya tapınmaktır.
Şirk-i Taklid, Başka birini taklid ederek Allah'tan başkasına tapmaktır. Şirk-i Esbâb; Sebepleri, eşyanın tabiatlarını, tabiat kanunlarını ilâh mertebesine çıkararak, onları hakikî müessir kabul etmektir.

Şirk-i Hafiy; gizli şirk demektir. Bu, Müslümanların amelerini gösteriş, riya olsun diye yapmalarından kaynaklanır. Ayrıca bazı insanlar, kendi nefislerini haberleri olmadan ilâh derecesine yükseltir ki Kur'ân buna işaret ediyor; "Kendi heves ve arzularını ilâh edineni gördün mü?" (Furkan, 25/43) Tevhid inancına ters ve zıt düşen, kalpteki tasdik şeklindeki imânı yok eden şirk, Allah'a ibadet ve taatte bulunulmasını engeller. Kâmil imânı korumak, şefaatten mahrum kalmamak için küfür, nifak ve şirk bataklığına düşmemek gerekir. "Onlara (kâfirlere) şefaatçilerin şefaati fayda vermez" (Müddessir, 74/48 ) buyrularak bu hususa işaret edilmiştir.
"Bunlar, O'nun (Allah'ın) rızasına ermiş olandan başka kimseye şefaat etmezler." (Enbiya, 21/28 ) Allah'ın rızasından maksat, imân sahibi olma olarak açıklanmıştır. Ehl-i Sünnet'in ekserisine göre imân; Hz. Muhammed'in Allah'tan getirdiklerine ve dinden olduğu zarurî olarak bilinen haber ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddütsüz inanmak ve bunların tamamını kalb ile tasdik ve kabul etmektir. İmân; Allah'ı, haber verdiği emir ve yasaklarında tasdik etmekten ibarettir. İslâm ve imân ayrılmaz, bütündürler. İmân ziyâdelik ve noksanlık kabul etmez.
Ebû Talib'in ölüm ânı gelince Rasûlullah yanına geldi. Başucunda Ebû Cehil ile Abdullah İbnu Ebi Umeyye İbni'l-Muğire'yi buldu. "Ey Amcacığım! bir kelimelik lâ ilahe illallah de! onunla Allah indinde senin lehine (şefaatçi) şehâdette bulunayım." dedi. Ebû Cehil ve Abdullah atılarak (Ebû Talib'e): "Sen Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çevireceksin?" diye müdahale ettiler. Rasûlullah, (Kelime-i Şehâdeti) ona arz etmeye devam etti. Onlar da kendi sözlerini aynen tekrara devam ettiler. Ebû Talib'de: "Ben Abdulmuttalib'in dini üzereyim." dedi. Ebû Talib la ilahe illallah demekten kaçınmıştı. Rasûlullah: "Yasaklanmadığı müddetçe senin için istiğfar edeceğim." dedi. Bunun üzerine Allah şu âyeti indirdi: "Akraba bile olsalar, onların Cehennemlik oldukları ortaya çıktıktan sonra müşrikler hakkında Allah'tan af dilemek ne Peygambere ve ne de imân edenlere uygun düşmez." (Tevbe, 9-113) "Sen, sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Allah dilediğine hidayet verir. Doğru yolda olanları en iyi bilen de O'dur. "(Kasas, 28/56)
Bu gibi âyetlerden anlıyoruz ki; imân sahibi olmayanlar, başta Peygamberimizin şefaatinden ve diğer salih kişilerin yapacağı şefaatten mahrumdurlar. Peygamberin, salih kişilerin, hafızların, şehitlerin, Allah'ın izniyle Şefaati, mü'minlere, Müslümanlara, şirke düşmeyenlere olacaktır.
Kur'ân, âhiret hayatına mahsus olan şefaatin, Allah'ın iznine bağlı olduğunu gösteriyor. (Bakara, 2/254-255; Yûnusx 10/3; Taha, 20/109; Sebe, 34/23) Salih kullar, melekler ve peygamberler bile Allah'ın izni ile Şefaat edeceklerdir. (Necm, 53/26) Allah'a şerik kılınan şeylerin Şefaat yetkisi yoktur. (Maide, 5/72, 94; A'raf, 7/53; Yunus, 10/18 )


88. Salih Amellerin Şefaati Olur mu?

Cevap: Arızasız, kusursuz işlerin, Cenab-ı Hak tarafından gözetildiği düşüncesiyle özene-bezene yapılması salih ameldir. Salih amellerin dünyada faydasının olduğunu, Mağarada kalan üç kişiye Allah'ın izniyle faydası olduğunu Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve seilem) anlatıyor.

Kur'an ve Hadisler, imândan sonra salih amellerin önemini anlatır. Yapılan işlerin salih olup-olmadığı ilahi ölçü nasılsa öylece bir değere tabi tutulur, öylece değerlendirilir. Salih amelin küçüğü-büyüğü olmaz. Hangi amelin şefaate, kurtuluşa eriştireceği belli değildir. Hz. Peygamber "Allah'tan kork ve hiçbir iyiliği küçük görme" buyurmaktadır.
Ahirette Cennetteki kullara, Cemalullah'ı seyretme gibi sürprizler de vardır. Müslüman, iyi ve güzel olan her şeyi yapar ve yaptığı her şeyde kurtuluşuna şefaatçi, vesile arar. Çünkü o, hangi amelin kendisini kurtaracağını bilmediğinden, önüne gelen hiçbir iyiliği kaçırmaz. Yaptığı bütün bu ameller âhirete bir sürpriz paketi olarak gider ve bir gün Cennete girdiğinde önünde açılır; ona güzellik sürprizler yaşatırlar. Bazen bir köpeğe su vermenin dahi insanı Cennete ehil hale getirdiği ve getireceği bazen de bir kediyi susuz bırakmanın Cehenneme gitmeye sebep olduğu ve olacağı hakikatini dikkate alarak diyebiliriz ki, amellerimiz Cennette şefaatçi olabilecektir.
Ebû Hureyre (radiyallâhu anh) anlatıyor: "Rasûlullah buyurdular ki: Allah Teâlâ ferman etti ki; Ben Azimüş-Şan, Salih kullarım için, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve insanın hayal ve hatırından hiç geçmeyen nimetler hazırladım."
Ebû Hureyre ilâveten dedi ki: Dilerseniz şu âyeti okuyunuz. "Yaptıklarına karşılık Allah katında onlar için göz aydınlığı olacak ne mükâfatların saklandığını kimse bilemez." (Secde, 32-17)
Mağaraya girince düşen bir taşın mağaranın ağzını örtmesiyle içeride mahsur kalan üç Müslüman'ın, amelleriyle tevessülde bulunduklarını görüyoruz. Biri, anne ve babasına yaptığı iyiliği; diğeri, sevdiği amca kızına tam yaklaşacakken Allah'tan korkup geri durduğunu; üçüncüsü de kendine hizmet eden, fakat hizmetinin karşılığını almadan giden bir zatın bu hakkını nasıl nemâlandırıp, sonra da ona teslim ettiğini anlatıyor ve Allah'a, yaptıkları salih amellerle tevessülde bulunuyorlar ve kaya açılıyor.
Yetimleri himaye de Cennete girmeye vesiledir. Hz. Peygamber de "Ben ve yetimi gözeten, Cennette şöyleyiz, " diyor sonra parmaklarını yumuyor ve Cennette beraber olacağını müjdeliyor.
İnsan öldüğü zaman amel-i Salih'i kesilir, ancak üç şey müstesna: Sadaka-i Câriye, faydalı ilim ve kendisine duâ edecek olan salih evlat... İslâm'da iyi bir çığır açan ve hayırlı bir işe sebep olanların, o işi yapanların aldığı sevaba denk sevap alacağını da belirtelim.
"Allah Teâlâ, Salih kulunun Cennetteki derecesini yükseltir. Bunun üzerine o: "Ya Rabbi! bu (yükselme şefaati) nereden (ne sebebiyle) dir, diye sorar. Cenâb-ı Hak ona şöyle der. Oğlunun senin için yaptığı istiğfar sebebiyledir."
İnsanlara yapılan iyilik, misafire yapılan ikram gibi, salih ameller de şefaate, kurtuluşa vesiledir. Allah Rasûlü; "Mazlumun duası, Misafirin ev sahibine, babanın oğluna duası reddedilmez" buyurmakta, misafire yapılan her hizmetin salih amel terazisinde kabul olacağın belirtmektedir .Yapılan salih ameller, dünyada insanı iç huzuru ile mutlu yaşamaya âhirette ise nimetlere kavuşmaya Allah'ın izniyle şefaatçi olur.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #45 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

89. Şehitlerin Şefaati

Cevap: Allah yolunda öldürülenlere şehit denmektedir. Şehitler, hakikî ve hükmî şehitler diye ikiye ayrılırlar. Savaş meydanlarında kâfirler tarafından öldürülmedikleri için hakikî şehit adını almayan ve dünyada şehit muamelesi yapılmayan, fakat hakikî şehitlerin Âhirette nail olacakları mükâfatlara onların da ereceği haber verilenler vardır ki, bunlara hükmî şehitler adı verilmektedir.
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), şehitleri; vebaya, salgın hastalığa tutularak ölenler, karın ağrısından ölenler, boğularak ölenler, enkaz altında kalarak ölenler ve Allah yolunda şehit düşmüş olanlar şeklinde beş kısım olarak tasnif etmektedir. Burada sayılan hükmî şehitlere; dini yaymak kasdıyla yaptığı muharebede yaralanıp sonra vefat edenler, haksız yere öldürülenler, çoluk çocuğu için helal yoldan nafaka temin ederken ölenler, dini ilimleri tahsil ederken ölenler, insanların çoğunun bozulduğu zamanlarda sünnete uyanlar ve çocuk dünyaya getirirken vefat eden kadınlar da ilave edilmektedir. Bunlar da hükmî şehitlerdendir.
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Uhud'da Müslümanlar şehit olunca ashabına, şehit olanların; "Allah onların rızıklarını Cennet nimetleri yiyen ve Cennet ırmaklarında uçan kuşların kursaklarına koydu ki; akşam olunca da Arş'ın gölgesinde asılı, altından bir kandilde gecelerler. Yedikleri, içtikleri ve konuştuklarının lezzetini bulduklarında, harb esnasında geri durmamaları ve savaşa karşı isteksiz olmamaları için kardeşlerimize bizim diri olduğumuzu ve Cennette rızıklandığımızı kim haber verir?" diye soracaklarını bildirdi. Bunun üzerine Allah "Bunu onlara ben ulaştırırım." buyurdu ve şu âyet nazil oldu:
"Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanma, doğrusu onlar Rabteri katında diridirler. (Cennet ve meyvelerinden) mıhlanırlar. Onlar, Allah'ın kendilerine verdiği ihsandan dolayı neşeli haldedirler ve arkalarından kendilerine şehitlik rütbesi ile katılamayan mücahitler hakkında şunu müjdelemek isterler. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. "
"Kim Allah yolundan ayrılır, öldürülür, at ve deveden düşer boynunu kırar veya zehirli yılan sokar veya yatağında ölürse şehit olarak ölür" Allah yolunda öldürülen şehittir, Ölen şehittir. Karın ağrısından ölen, boğularak ölen şehittir, Yıkıntı altında kalan şehittir. Doğum esnasında ölen kadın şehittir. Malını, dinini, ailesini müdafaa ederken ölen Deniz tutması sebebiyle kusana şehit sevabı, boğulana iki şehit sevabı verilir.
Şehitler, Cennette nimet içindedirler. Nimet, ikram, rızık içinde yakınlarına, sevdiklerine -imanlı iseler- şefaat edebilir.
Antakyalılara gönderilen, Hz. İsa'nın elçilerini tasdik edip kavmini onların sözünü dinlemeye çağıran Habibu'n-Neccar'la ilgili hadise Yasin Suresinde şu şekilde anlatılmaktadır. "(Ruhuna hitaben) denildi: Haydi gir Cennete: (cevap olarak ruhu şöyle) dedi: Ne olurdu kavmim bilselerdi, tasdik etselerdi. Rabbimin beni bağışladığını, beni Cennetle ikram edilenlerden kıldığını" (Yasin, 36/26. 27)
Şehit olanlara verilecek mükâfatlara dâir rivayet edilen bir hadiste: "Allah katında şehit için altı haslet vardır: İlk vurulduğu anda affedilir. Cennetteki makamı kendisine gösterilir. Kabir Azabından korunur. (Kıyamet günündeki) büyük korkudan emin olur. Başına Vakar tacı konur ki, onda dünya ve içindekilerden daha hayırlı olan yakutlar vardır. Hurilerden yetmiş iki hanımla evlendirilir ve akrabalarından yetmiş kişiye şefaat etmesine izin verilir."
Ayetler ve Sahih hadislerden anlaşıldığına göre şehitlerin Şefaati vardır. Şehitler, nimet içindedirler. Sevdiklerine Allah'ın izniyle şefaatte bulunacaklardır.


90. Depremde Ölenlerin Durumu

Cevap: Yer sarsıntısı diyebileceğimiz deprem; yerkabuğunun nefes alma hareketidir. Yer sarsıntıları her zaman olmaktadır. Depremi rahmet yapmak bizim elimizdedir. Depreme karşı maddî ve manevî her türlü tedbirleri almak tevekkül inancımızın bir gereğidir. Marmara ve Düzce depremi bize tevekkül inancının gerekliliğini gösterdi. Yirmi otuz yıl önce Düzce'de evler birer katlı ve ahşap idi. Bu sarsıntı o zamanlarda da oluyor ama böyle hasar olmuyordu.O bölgeye atalarımız hep ahşap ev yapmış. Çünkü o bölgeye Allah bol bol ağaç vermiş. Seksenli yıllarda tütün, pancar, fındık gibi ürünlerin para etmesiyle halk zenginleşti ve kat kat evler yapmaya başladı.
Allah Teâlâ "Örümcek Evi" (Ankebut, 29/41) gibi çürük zemine çürük ev yapmamamızı istemektedir. (Tevbe, 9/109) Son zamanlardaki bu tevekkülsüzlüğümüz sonucunda bu acı son, tecrübe oldu.
Tevekkül; sebeplere riâyet ederek, sebepleri fiil-i duâ kabul ederek sonucu Allah'tan istemektir. (Âl-i imrân, 3/159; İbrahim, 14/12; Maide, 5/23) Tevekkül, elden geldiğince tedbir almak ve bu şekilde hareket etmek şartıyla Allah'tan hayırlı bir sonuç beklemektir. Tevekkül, insan için bir zaaf ve tembellik kaynağı değil, bir kuvvet hazinesidir. Âyetler, depremlerin imtihan olarak bazı kavimlere geldiğini, mesela; Salih (Aleyhisselâm)'ın devesini boğazladıkları için Salih'in kavminin sarsıntı ile yok edildiğini (Bkz. A'raî, 7/78 ), Şuayb (Aleyhisselâm)'ı dinlemeyen Medyen halkının zelzele ile yok edildiğini (Bkz. Ankebut, 29/37), Semûd halkının da deprem ile yok edildiğini anlatır. (Bkz. Hakka, 69/5) Ehl-i Sünnet âlimleri de, gösterdikleri mucizelere rağmen peygamberlere itaat etmeyen kavimlere yer sarsıntılarının bir ceza olarak verildiğini ve bu kavimlerin yok edildiklerini belirtirler.
Kur'ân-ı Kerim, mecazi anlatımlarla, örümcek evi gibi çürük ev yapmamamızı istemekte, (Ankebut, 29/41) Hz. Peygamber de; ev, mesken yapılacaksa fay hattı üzerinde olmamasını, zelzele olabileceğini, dağlarda zemini sağlam yerlerde evlerin kurulmasını tavsiye etmektedir.
"Ey Enes, insanlar yurtlar, evler ediniyor. Sana (sağlam olan) Güneşe açık yerleri, dağları tavsiye ederim. Çünkü zelzele, sarsıntı olabilir..."
Tevekkül inancıyla her türlü tedbiri aldıktan sonra, depremde ölenlerin de şehit olduğunu bildirmektedir.
Allah yolunda öldürülen şehittir, ölen şehittir, karın ağrısından ölen, ishalden ölen, boğularak ölen şehittir. Yıkıntı altında kalan şehittir. Yanarak ölen şehittir. Doğum esnasında ölen kadın şehittir. Malını, dinini, ailesini müdafaa ederken ölen şehittir.
Depremde ölenlerin şehit olacağını bildiren Hz. Peygamber, helâl kazançlarla kazanıldıktan sonra telef olan malların sadaka olduğunu, depremde ölenlerin âhirette azaba maruz kalmayacağını bildirmektedir.
"Şu ümmetim rahmete mazhar olmuş bir ümmettir. Âhirette azaba maruz kalmayacaktır. Onun azabı dünyadadır. Fitneler, zelzeleler ve katl"





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #46 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

91. Hafızların Şefaati Var mı?

Cevap: Kur'ân-ı Kerim okumak ve öğretmek, biliyoruz ki çok faziletlidir. Çünkü O'nun değerli, kıymetli oluşu Allah kelâmı oluşundandır. Dünyada, Kur'ân'a uyulursa ebedî âhiret hayatı kazanılacaktır. Kur'ân'a uyabilmek için içindekilerin ne olduğunu, Allah'ın bizden neler istediğini bilmemiz gerekir. Elbette ki sadece dilimizle okuduğumuz, gırtlaktan aşağıya inmeyen Kur'ân'ın faydası olmayacaktır. Allah Teâlâ, Kur'ân'ı okuyup içini bilmemenin, uygulamamanın yani emirlerini, yasaklarını dinlememenin durumunu bakınız nasıl anlatıyor:
"Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların (Tevrat öğretildiği halde onun emirlerini tutmayanların) durumu, Kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah 'in âyetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah Zâlimler topluluğunu hidayete erdirmez. " (Cuma, 62/5)
Dediğimiz şartları yerine getirenlerin mükâfatını Allah Rasûlü anlatıyor. "Kim Kur'ân'ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi de helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi Cennete koyar. Ayrıca hepsine Cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye Şefaatçi kılınır." Kur'ân'ı ezberleyen, O'nun emir ve yasaklarını tutan
hafızın ailesinden on kişiye Şefaat edebilmesinin şartını Allah Rasûlü belirtiyor. Şefaat edilecek kişilerin de imân sahibi olmaları gerekir. "Cehennem şart olmuş bulunan" ibaresinden, imân sahibi ama büyük veya küçük günah sahibi Müslüman'ın cezasını çekmek üzere Cehenneme girecek tarzda olması anlaşılmaktadır. Bu hadis-i Şerifte; Kur'ân'ı öğrenmeye, ezberlemeye, emir ve yasaklarını yerine getirmeye teşvik vardır. Bu mahiyette Kur'ân, vesile, şefaatçi olacaktır.
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve seilem) "Kim Kur'ân okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü babasına bir taç giydirilir. Bu tacın ışığı, güneş, dünyadaki herhangi bir evde bulunduğu takdirde onun vereceği ışıktan daha güzeldir. Öyleyse Kur'ân'la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak düşünebiliyor musunuz?" buyurmaktadır.
Zifiri karanlıklar içinde olunacak âhiret gününde, Kur'ân, onu okuyanların ve emir-yasaklarını tutanların yollarını aydınlatacak, nimetlere kavuşmalarını sağlayacaktır. Güneş mahlûkâta faydalıdır. Dünyada Kur'ân'la yaşayan insan, âhirette etrafına faydalı olacak, şefaatçi olacaktır. Güneş, nasıl dünyada mahlûkâta faydalı oluyorsa, Kur'ân'la yaşayan insan da âhirette mahlûkâta faydalı olacaktır.
Bu insan, şefaatçi olacak, en yüksek mertebeye çıkacaktır. Kur'ân onu yüksek derecelere çıkaracaktır. Kur'ân'ı ezberleyip, bilip yaşayan hâfız-ı kurrâ kişiler Allah'ın izni ile şefaatçi olacaklardır.


92. Ölen Çocukların Anne-Babasına Şefaati

Cevap: Bir ağacın nesil ve nev'ini devam ettirmesinde çekirdek ve tohumu ne ise, insan neslinin devamında da çocuk aynı şeydir.

Kadınlar Rasûlullah'a dediler ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! Sizden (istifade hususunda) erkekler bize galip çıktı (yeterince sizi dinleyemiyoruz), bize müstakil bir gün ayırsanız." Hz. Peygamber bunun üzerine onlara bir gün verdi. O günde anlara vaaz u nasihat etti, bazı emirlerde bulundu. Onlara söyledikleri arasında şu da vardı. "Sizden kim, kendinden önce üç çocuğunu (Âhirete) gönderirse, onlar mutlaka kendisine ateşe karşı perde (şefaatçi) olur."
Bir kadın sordu: "Ey Allah'ın Rasûlü, Ya iki çocuğu ölmüşse! (hükmü ne olacak) "diye sordu: Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve seilem) de:
"İki de olsa" buyurdu.
Hadislerde, kendilerinden önce iki ve daha fazla çocuğu ölen ebeveynin, sevabını umarak sabreder, rıza gösterirlerse, cennetle mükâfatlandırılacakları, çocuklarının kendilerine şefaatçi olacağı belirtiliyor.
"Has evladı elinden alındığında sabreder ve mükâfat umarsa Allah Cennetten başka mükâfata razı olmaz"
Çocuklarının duâsıyla, aracılığıyla, şefaatiyle, Anne-Baba, derecesini yükseltebilir. Çocukları, ölmüş anne-babası adına sadaka verirse, hac yaparsa oruç tutarsa faydası olur.
Kur'ân'ın "Göz aydınlığı, gönül huzuru, ferahlığı" diye isimlendirdiği çocuklar, "Peygamber, şehit, çocuk Cennettedir" buyrulduğu çocuklar; dünya hayatının süsü, nimeti ve imtihan vesilesidir.

Bir annenin ve babanın çocuğu için didinmesi, rızkı için çalışması, ona bakımı vs. hep nafile ibadet hükmüne geçmektedir. Peygamberimizin ifadesi ile, Allah yolunda olmaktadır. Küçük yaşta çocuğunu âhirete gönderen anne babanın, kadere rıza ve sabır göstermesi uygun bir harekettir; o çocuk kıyamet günü bunun mükâfatı olarak Allah'ın izni ile (anne-babasına) şefaatçi olacaktır.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #47 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

93. Sevenlerin Birbirlerine Şefaati

Cevap: Kur'ân ve hadislerde, "Allah ve Rasûlü" tarafını sevenlerin dünyada ve âhirette kârlı çıkacakları anlatılır. Sevilen şeylere göre. sevgi değer kazanmaktadır. Sevilen, şeytan olunca zararlı olabilmektedir. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Kişi sevdiği ile beraberdir." buyurarak, insanın müsbet veya menfi her iki kutupta da daima sevdikleriyle beraber olacağına işaret etmektedir. Kişi, burada da orada da hep sevdikleriyle beraberdir. Öyle ise, Nebilerle, Sıddîklerle, Şehitlerle beraber olmak isteyen evvela onları sevmelidir ki orada onlarla beraber olabilsin. Nuayman (radiyallâhu anh), bazen içki içiyor ve Allah Rasûlü de ona şer'i haddi uyguluyordu. Yaptığı bu şey bir günahtı. Sahabeden biri ona kınayıcı bir söz sarf edince Allah Resulü: "Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın. Allah'a yemin ederim O, Allah ve Rasûlünü sever." buyurdu.
Allah ve Rasûlünü sevme, onlarla beraber olmayı netice vereceğinden, böyle bir insan, her ne kadar günah da işlese kötü söze müstahak değildir. Çünkü o, Allah ve Rasûlünü sevmektedir. Bu sevgi ise. farzlarını yapan, büyük günahlardan kaçınan birisi için Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'la beraber bulunmaya yeter. Çünkü kişi sevdiği ile beraberdir. Eğer Allah'ı seviyorsanız Peygamberimize uymak gerekecektir. Kişi, Allah'ı ve Rasûlullah'ı sevdiğini söylüyor fakat, şeriatın helal-haram yani emir ve yasak hududunu muhafaza etmiyorsa doğru sözlü değildir.
Dünyada Peygamberimiz'le beraber olan sahabeler, Âhirette beraber olamayacağız, diye üzülüyorlardı. Hatta ağlayan sahabeler de vardı. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hâl ve hatırlarını sorduğunda "Sizinle âhirette beraber olabilir miyiz, ey Allah'ın Rasûlü?" dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) "Kişi sevdiği ile beraberdir" buyurdu. Hz. Enes "Müslümanlar, bu hadise sevindikleri kadar başka bir hiçbir şeye sevinmediler." demektedir. Hadisin zımnında, ebedî hayatta Peygamberler, Sahabeler, Veliler, Şehitler ve Sıddîklarla beraber olmaya ve Cehennemden kurtulmak ümidiyle onları sevmeye, örnek almaya teşvik vardır. Bu kişilere uyulmazsa ve bu kişiler örnek alınmazsa beraberlik yoktur. Kâfirler Cehennemde beraber olacaklardır. Kim Allah'ı severse dünyada ve Âhirette O'nunla beraberdir. Âhirette de iyilerle, salihlerle beraber olacaktır. "Aziz ve Celil olan Allah Teâlâ, kıyamet günü şöyle diyecek: "Benim Celâlim adına birbirini sevenler nerede? Gölgemden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı şu günde onları gölgemde gölgelendireyim. "
Kur'ân ve Hadisler bize, birbirini seven karı-kocaların, arkadaşların, komşuların dünyada ve Âhirette birbirlerine yardımcı olacaklarını, şefaatte bulunacaklarını; bu kişilerin sevdikleriyle beraber olacaklarını haber veriyor. Kötü komşu ve arkadaşın nasıl zararı varsa, iyi komşu ve arkadaşın da elbette ki dünyada ve âhirette faydası olacaktır.


94. Kız Çocuklarının Anne-Babalarına Şefaati

Cevap: Kur'ân ve Hadisler, kız çocuklarına, sorumluluğun önemine binâen biraz daha ehemmiyet verilmesini istemiştir. Unutmayalım ki, dişi aslan yine de aslandır. Ailede, baba evden çıktıktan sonra, evin, çocukların her türlü sorumluluğu anneye kalmaktadır. Doğumdan önce başlayıp büyüyünceye kadar huyu, suyu, annesine benzeyen çocuğun, ileride anne olacak kız çocuğunun dikkatlice yetiştirilmesi, erkeğe nazaran kat kat önem arz etmektedir. Rasûlullah'ın işaret ettiği şekilde terbiye edilen kız evladı, yaptığı amellerle anne ve babasına fayda sağlayacak, onlara şefaatçi olabilecektir. Bu yüzdendir ki, Hz. Peygamber, kızların yakın bir sevgi ve alâka ile büyütülmesini istemektedir.
Hz. Âişe anlatıyor: "Yanıma bir kadın girdi. Beraberinde iki kız çocuğu da vardı. Bir şeyler istedi. Aksi gibi yanımda bir hurmadan başka bir şey yoktu. Ona verdim. Kadın aldı ve ikiye bölerek kızlarına taksim etti. Kendine pay ayırmadı. Çıkıp gittiler. Arkadan Rasûlullah girdi. Durumu O'na anlattım. Dedi ki: "Kim bu şekilde kızlarla imtihan edilir, o da onlara iyi davranırsa kızlar onun için ateşe perde olurlar. "Buluğa erinceye kadar kim iki kız evladı yetiştirirse -parmaklarım birleştirerek- kıyamet günü o ve ben şöylece beraber oluruz." "Kim üç kız veya üç kız kardeş veya iki kız kardeş veya iki kız yetiştirir, terbiye ve te'diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse Cenneti hak etmiştir." "Kimin iki kızı olur da bunları öldürmez, alçaltmaz, oğlan çocuklarını bunlara tercih etmezse Allah onu Cennete koyar."
Resulullah efendimiz (saüallâhu aleyhi ve sellem), bu şekilde, kız çocuklarına yapılması gereken İhsan ve iyilikleri, yedirip içirmeden evlendirmeye varıncaya kadar sayar. Bu hadisler, kızlara iyi muameleyi teşvik eder, onların anne-babalarını eğer mü'min, Müslüman iseler, Allah'ın izniyle Cennete götüreceğini; kız evlatların, anne babalarına vesile, şefaatçi olacaklarını belirtir.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #48 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

95. Yetimlerin ve Anne-Babanın Çocuğuna Şefaati

Cevap: Dinimiz yetimlerin himayesine, bakılmasına büyük önem vermiştir. Babası olmayana yetim, annesi olmayana öksüz veya ikisinden birisi olmazsa yetim denmektedir. Kur'ân, yetime iyi muameleyi emrediyor.
Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) "Ben ve yetime bakan kimse Cennette şöyleyiz" buyuruyor, orta parmağı ile baş parmağını yan yana getirip aralarını açıp kapayarak işaret ediyor. "Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dahil ederse affedilmez bir günah (şirk) işlememişse Allah onu mutlaka Cennete koyacaktır. "
Yetime bakmak, onunla ilgilenmek ve ona hayat hakkı vermektir. O yaşadığı sürece yaptığı, yapacağı iyiliklerin sevabı bizim amel defterimize de aynen yazılacaktır. O yetim veya öksüz, Cehenneme bizim için perde olacak, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'ın ifadesiyle Cennete girmemize vesile, şefaatçi olacaktır.
Anne veya babasız kalan sahipsiz çocuklar gözetilip kollandığı ve sahip çıkıldığı takdirde, başıboş kalmayıp, teröre malzeme olmayacak, toplum düzene girecek, güzelliklerden bizim de nasibimiz dünyada ve âhirette olacaktır inşaallah. Dünyada iki, üç, dört kişilik insan kapasitesi, sevabı ile yaşamak isteyenlerin, güçleri nispetinde yetimlere sahip çıkmaları gerekir. Yetimleri maddî-manevî Allah rızası için destekleyenler, eğitenler hayatı dolu dolu yaşama yolunu seçmiş, Ahirette de Allah'ın izni ile o iyiliklerinin Şefaatine inşaallah nail olurlar.
Anne-Baba'nın Çocuğuna Şefaati: Anne-Baba, insanın en başta hürmet edeceği kudsî bir varlıktır. Onlara hürmette kusur eden, Hakka karşı gelmiş sayılır. Onları hırpalayan, er-geç hırpalanmaya maruz kalır. Birçok âyet-i Kerimeler onlara iyi muameleyi emreder.
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gün: "Burnu sürtünsün, burnu sürtünsün, burnu sürtünsün!" dedi. "Kimin burnu sürtünsün? Ey Allah'ın Rasûlü!" diye sorulunca şu açıklamada bulundu. "Ebeveyninden her ikisinin veya sadece birinin yaşlılığına ulaştığı halde Cennete giremeyenin."
Burada belirtilmek istenen Anne-Baba'ya hürmet edilmesi, hayatlarının son demlerinde onların rezil-rüsva olmamalarıdır. Anne-Baba'sı fısk-u fücur içinde iken onları her zaman acıyarak uyaran evlat, hidayete ermesi için çalışan evlat bu dünyada görevini yapmış. Sırat-ı Müstakim yolunu seçip seçmemesi baba ve annenin kendi iradesine kalmıştır. Burada kast edilen, iman sahibi anne ve baba'ya yaşlanınca hürmet edilmesi, bakılması ve gözetilmesi dolayısı ile Cennetin elde edilmesidir.
Hz. Peygamber: "Allah'ın rızası babanın rızasından geçer. Allah'ın razı olması da babanın razılığından geçer." buyuruyor., Baba evladından razı olursa, Allah da o evlattan razı olur. Baba bu sayede çocuğunu Allah'ın izni ile kurtarabilir. Cahime (radiyallâhu anh) Hz. Peygambere gelir ve "Ey Allah'ın Rasûlü! Ben Gazve'ye (cihada) katılmak istiyorum, bu konuda sizinle istişare etmeye geldim." der. Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Annen var mı?" diye sorar. "Evet" deyince "Öyleyse ondan ayrılma, çünkü Cennet onun ayağının altındadır." buyurur. Anne'ye hürmet etmek, izzet-i ikramda bulunmak, bizi Allah'ın izni ile Cennet'e götürüyor ve cihat gibi Allah yolunda mücâhede oluyor. "Baba, Cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terk et, dilersen muhafaza et!" buyururken, baba'ya yapılan itaat ve hizmetin, sa'yu gayretin çocuğu Allah'ın izni ile Cennete götüreceği baba'nın oğluna duasının kabul olacağı belirtilmektedir.
Anne-baba'nın hayır duasını almak cidden önemlidir. Anne-baba'nın bedduasının tuttuğuna hepimiz şahit oluyoruz. Ayet ve hadislerden anlıyoruz ki; anne ve baba'ya yapılan her türlü hizmetin, gayretin karşılığı muhakkak alınacak, anne-baba'nın vesilesi, aracılığı, Şefaati ile Allah'ın izniyle Cennete girilebilecektir.


96. Makam-ı Mahmûd Ne Demektir?

Cevap: Cennette bir makamdır. Bu makam âlimlere göre Şefaat makamıdır. "Övülen makam" manasında olan Makam-ı Mahmûd, Rasûlullah'a Şefaat yetkisinin Allah tarafından verilmesidir. Rasûlullah'a "...ümid edebilirsin, Rabbin seni bir Makam-ı Mahmûd'a gönderecektir." (İsra, 17/79) âyetindeki "Makam-ı Mahmûd"dan soruldu. Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Bu Şefaattir." diye cevap verdi.
İnsanların kıyamet günü cemaatler, gruplar halinde olacakları, her ümmetin kendi peygamberlerini takip edip "Bize şefaat et!" diyecekleri, en sonunda şefaat etme işinin Hz. Muhammed'e kalacağı, bildirilmektedir. İşte Makam-ı Mahmûd budur.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #49 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

97. Öldükten Sonra Kesilmeyen, Devam Eden Ameller Var mıdır?

Cevap: İnsanın dünyada iken yaptığı bazı işleri vardır ki, bunların kişinin ölümünden sonra da amel defterine sevap olarak yazılacağı belirtilmiştir. "İnsan öldüğü zaman salih ameli kesilir. Ancak üç şey müstesna; Sadaka-i Cariye, faydalı ilim ve kendisine dua edecek salih evlat."
Başka bir hadis-i şerifte de, Allah yolunda nöbet tutanların, düşmanları gözetleyenlerin, bu görevde iken ölenlerin amellerinin kıyamete kadar çoğalacağı, kıyamete kadar nöbet tutmuş gibi sevap alacakları. Cehennemin o gözleri yakmayacağı haber verilmiştir.
Mü'min kişinin ölümünden sonra amel ve iyiliklerinden lazım olacak olanlar şunlardır: Öğretip yaydığı ilim, geriye bıraktığı salih evlat, yazıp miras bıraktığı mushaf, yaptığı mescid, yolcular için yaptırdığı konaklama yeri, ev, misafirhane ve sağlığında sıhhatli zamanında malından ayırdığı sadaka. Bunların hepsi ölümünden sonra ona lazım olur.
Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ölüye üç şeyin tâbi olduğunu ifade ediyor: Malı, ailesi ve ameli. Malı ve ailesinin kabrin başından geriye döndüğünü, kendisiyle beraber arkadaş olanın ise ameli olduğunu belirtiyor.


98. Ölü için Başkalarının Dünyada Yapabileceği Ameller Nelerdir?

Cevap:
Duâ; Baki mezarlığında Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in dua etmesi üzerine Hz. Aişe validemiz sorduğunda. Efendimiz "Onlar için duâ etmekle emrolundum.", "Ölüye namaz kıldığınız zaman ona gönülden duâ edin!" buyurmuşlardır.
İstiğfar; cenazeyi defnettikten sonra; "Kardeşiniz için istiğfar ediniz, affını dileyiniz ve ona tesbit (sorulara sarsılmadan cevap vermesini) isteyiniz. Çünkü o, şu anda sorguya çekilmektedir." "Allah Teâlâ, salih kulunun Cennetteki derecesini yükseltir. Bunun üzerine o: "Ya Rabbi! bu (yükselme) nereden (ne sebebiyle) dir, diye sorar. Cenâb-ı Hak ona şöyle der: "Oğlunun senin için yaptığı istiğfar sebebiyledir." Ölen kişi için tövbe istiğfar yapabiliriz.
Sadaka; Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem)'a bir adam gelerek şöyle dedi: Ya Rasûlullah! annem birdenbire öldü, vasiyet edemedi. Öyle sanıyorum ki, konuşabilseydi sadaka verirdi. Acaba ben onun yerine sadaka versem sevabı ona ulaşır mı? Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Evet" cevabını verdi. Ölen kişi için sadaka verebiliriz, sadaka-i câriye yapabiliriz.
Ölünün borcunun ödenmesi; Kendisine fayda verip borçtan kurtulmasına sebep olur.
Oruç borçlarının tutulması; "Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse onun orucunu velisi tutar."
Hac etmek; Haccın sevabı da gönderilebilir.

Kur'ân okumanın ölüye gidip- gitmeyeceği hususu Ehl-i Sünnet âlimlerince çok tartışılmıştır. Manasını düşünerek Kur'ân okumanın ölü sebebiyle okunması durumunda, ölen kişi, bu fiile sebep olduğu, aracılık ettiği için Ehl-i Sünnet âlimlerince, sevabının Allah'ın izniyle ulaşacağı merkezindedir.





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 07-13-2008   #50 (permalink)
 

KaRiA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
мэкаи бυяυяυ
Üye Numaram: 26532
Kayıt Tarihim : Jul 2007
Mesajlarım: 2.469
REP Puanım : 10
REP Grafiğim : KaRiA is an unknown quantity at this point
Ettiği teşekkür: 0
0 Konu'ya, 0 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Ahiret Hayatı Hakkındaki 100 Soru-Cevap

99. Peygamberlerin, Şehitlerin Gıpta Ettiği Kimseler

Cevap: Gıpta: bir başkasında olan güzel durumu şiddetle arzu etme, kendisinde de olmasını isteme, imrenme demektir. Güzel bir şeyi yapmayı arzulamak yani gıpta, sevap; bunun zıddı olan kıskanma ise günahtır.
Hz. Ömer anlatıyor: Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellerri); "Allah'ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberlerdir, ne de şehitlerdir, Üstelik kıyamet günü Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehitler de onlara gıpta ederler." buyurdu; yanında bulunanların: "Onlar kim?" diye sormaları üzerine:
"Onlar, aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Allah'ın ruhu (Kur'ân) adına birbirlerini sevenlerdir. Allah'a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur, Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken, üzülürken onlar korkmazlar, üzülmezler" buyurdu ve şu âyeti okudu: "Haberiniz olsun Allah'ın dostları var ya, Onlara ne korku var ne de onlar üzülecekler"
Kişinin herhangi bir ameli, Allah için severek yapması, insanları, Allah için sevmesi, onu âhirette peygamberlerin, şehitlerin gıpta ettiği bir konuma getirmektedir.


100. Kul Hakkı Olanların Durumu Ne Olacaktır?

Cevap: Sorumluluk bakımından insanların Allah'a, insanlara ve kendilerine karşı birtakım görevleri vardır. Meselâ; Allah hakkı, kul hakkı, nefis hakkı vardır. Şirk hariç Allah kendi hakkını affedebileceğini beyân etmekte, ama kul hakkını, ilgilinin rızası olmadıkça bağışlamayacağını belirtmektedir. Kur'ân'da kul hakkı çeşitli, farklı alanlara dağılmaktadır. Bazıları şunlardır;
Kati, yani kan akıtmak; (Bakara, 2/84-85; Nisa, 4/92) Faiz, Riba yemek; (Bakara, 2/275, 278, 279; Âl-i İmrârı, 3/130) Cimrilik; (Ali İmrân, 3/180; Nisa, 4/37) Mal ve tartıda noksanlık; (Bakara, 2/282; A'raf, 7/85; Hûd, 11/15, 85) Helal, haram demeyip miras yemek; (Feer, 89/19) Hırsızlık; (Mâide, 5/38; Yusuf, 12/70, 73) Rüşvet; (Maide, 5/62) Yetim malı yemek; (İsra, 17/10, 34) Hıyanet, ahde vefasızlık; (Nisa, 4/105-107; İsra, 17/34) İftira etmek; (Nisa, 4/20) Yalan Şahitlik; (Hac, 22/30) İnsanlan küçümsemek, büyüklenmek; (Bakara, 2/109; Nisa, 4/54) Anne-Baba'ya itaatsizlik; (Lokman. 31/14-15) Başkalannı ayıplamak, kınamak; (Tevbe, 9/58, 79; Hucurât 49/11) Gıybet etmek; (Kalem, 68/11; Hümeze, 104/1) (hemz); Çirkin lakap takmak, Çirkin lakapla çağırmak; (Hucurât, 49/11) Müslümanlann gizli hallerini araştırmak; (Hucurât, 49/12) vb.
Hz. Peygamber Müflis diye meşhur olan hadiste şöyle buyurmaktadır:
"...Asıl müflis o kimsedir ki kıyamet gününde yığın yığın namaz, oruç, hac, zekat sevabı ile gelmiştir. Bunun yanında; şuna hakaret etmiş, bunu incitmiş, onun hakkını çiğnemiş, bunun malını yemiş... böylece kul hakkı ile gelmiş, Ödeşmek için hak sahiplerine o yığın yığın sevaplarından vermeye başlamış; fakat haklarını ödeyemeden sevapları tükenmiştir. Artık vereceği sevabı kalmamıştır. Ama orası ödeşme yeridir. Ödeşmesi gerekmektedir. Sıra, o hak sahiplerinin günahlarını alıp berikinin sırtına yüklemeye gelmiştir. Böylece belki ömründe hiç işlemediği günah yüzünden arzu etmediği kötü bir durumla karşılaşır Cehenneme atılır" boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas yoluyla hakkı alınacağını da biliyoruz. Hayvanların insanlar üzerindeki haklarına riâyet edilmediği takdirde onların Kıyamet günü şikâyetçi olacakları belirtilmektedir. Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem), Üsâme'ye: "Ey Üsâme, acıkan ciğer sahibi her hayvan hususunda dikkatli ol. Kıyamet günü Allah'a şikâyet edilirsin. " buyurmuştur.
Karga, çaylak, akrep, fare ve yılan vb. insanlara ve hayvanlara zararlı olanlar hariç, diğerlerinin keyfi bir şekilde öldürülmesini yasaklayan peygamberimiz: "Haksız olarak bir serçeyi öldürenden Cenâb-t Hak Kıyamet günü hesap soracaktır." Kuşun hakkı nedir? sorusuna: "Onu kesmesi ve sonra da yemesidir." buyurmuştur. "Kıyamet günü, hak sahiplerine haklarını mutlaka eda edeceksiniz. Öyle ki kahış (boynuzsuz) koyun, için boynuzlu koyundan kısas alınacak, taşa (niye bir başka) taş üzerine yüklenip kaldığından, adamın adamı niye yaraladığından sorulacak."
Âyet ve hadislerden anlaşıldığına göre hayvanlardan bile kul hakkı olacaktır. Hayvanlar bile haklarını bizden söke söke alacaklarına göre, bütün mahlûkâtın en şereflisi olan insanoğlunun -müşrik, kâfir, münafık vs. olsa da- hakkını bizden Kıyamet günü alacağı aşikârdır. Yine Kur'ân ve Sahih sünnetten anladığımıza göre; üzerinde kul hakkı olan imân sahibi kimse helalleştikten, hakkını ödedikten sonra Cennete gidebilecektir. Cenâb-ı Mevlâ ümmet-i Muhammedi Kıyamet günü Müflis duruma düşürmekten muhafaza buyursun... (Amin!..)





KaRiA isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
ahiret, cevap, hayatı, soru


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları

Sitemap
11, 15, 649, 629, 48, 51, 55, 569, 75, 652, 101, 119, 121, 350, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 655, 385, 168, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 521, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 194, 568, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 211, 212, 213, 214, 216, 217, 218, 219, 220, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 513, 307, 308, 309, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 321, 322, 331, 332, 334, 335, 340, 336, 337, 345, 339, 343, 342, 344, 351, 352, 355, 358, 356, 357, 369, 370, 371, 372, 373, 376, 374, 375, 377, 378, 380, 381, 382, 383, 384, 395, 493, 390, 388, 389, 391, 392, 394, 393, 396, 397, 419, 420, 424, 427, 421, 422, 423, 430, 433, 432, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 447, 453, 457, 451, 450, 449, 452, 464, 454, 455, 456, 463, 465, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 478, 476, 477, 492, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 519, 516, 514, 515, 517, 562, 563, 565, 566, 567, 570, 571, 575, 576, 577, 583, 584, 590, 591, 592, 594, 598, 605, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 617, 621, 622, 623, 624, 628, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 637, 636, 638, 639, 640, 642, 661, 644, 643, 645, 646, 647, 648, 650, 651, 654, 653, 656, 657, 658, 659, 660, 11, 15, 649, 629, 48, 51, 55, 569, 75, 652, 101, 119, 121, 350, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 655, 385, 168, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 521, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 194, 568, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 211, 212, 213, 214, 216, 217, 218, 219, 220, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 513, 307, 308, 309, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 321, 322, 331, 332, 334, 335, 340, 336, 337, 345, 339, 343, 342, 344, 351, 352, 355, 358, 356, 357, 369, 370, 371, 372, 373, 376, 374, 375, 377, 378, 380, 381, 382, 383, 384, 395, 493, 390, 388, 389, 391, 392, 394, 393, 396, 397, 419, 420, 424, 427, 421, 422, 423, 430, 433, 432, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 447, 453, 457, 451, 450, 449, 452, 464, 454, 455, 456, 463, 465, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 478, 476, 477, 492, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 519, 516, 514, 515, 517, 562, 563, 565, 566, 567, 570, 571, 575, 576, 577, 583, 584, 590, 591, 592, 594, 598, 605, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 617, 621, 622, 623, 624, 628, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 637, 636, 638, 639, 640, 642, 661, 644, 643, 645, 646, 647, 648, 650, 651, 654, 653, 656, 657, 658, 659, 660,