Anasayfa Kimler Online Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Forummekan - Fms Group > l Dini Konular l

Winamp windows Media Player Real Player QuickTime
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 06-07-2008   #1 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

Giriş

İçinde yaşadığımız toplumda son derece çarpık bir ahlak anlayışı vardır. İnsanın ruhundaki bencil tutku ve hırsların bir ürünü olan bu ahlak anlayışı, insanları; kibirli, bencil, alaycı, küstah, acımasız, kaba ve zalim olmaya yöneltir. Herkes, kendi yükselişini sağlamak için diğer insanları ezmek gerektiğine inanır ve bunu her fırsatta uygular.

Oysa Allah, yarattığı insana böyle bir ahlak belirlememiştir. Kuran, insanlara; asil, mütevazi, güvenilir, şefkatli, fedakar, olgun, ve içli olmayı emreder. İnsanın yürüyüşüne dahi dikkat çekilerek şu emir verilir:
"İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Lokman Suresi, 18)
Müslümanın görevi, kuşkusuz Allah’ın vahyettiği bu üstün ahlakı en ince ayrıntısına kadar uygulamaktır.
Ancak müslüman da, bu ilahi ahlakı terketmiş ve üstte sözünü ettiğimiz çarpık ahlak anlayışını benimsemiş olan fasık bir toplum içinde yaşamaktadır. Bu yüzden, bu sapkın ve ilkel kültürün nüfuz edici etkisinden tam anlamıyla kurtulmak için, son derece hassas ve dikkatli olmak zorundadır. Kendini sürekli tartmalı, cahiliye ahlakından tam anlamıyla uzaklaşıp Kuran ahlakını uygulamak için büyük bir dikkat göstermelidir.
Bu kitapçık, bu çabasında müslümana destek olmak, unutmaması gereken temel Kurani konuları aklında tutmasına yardım etmek için hazırlanmıştır. İlerleyen sayfalarda, bir müminin sürekli aklında tutması, her an üzerinde durması gereken bazı temel imani konuları ve yine unutulma tehlikesi olan bazı ibadetleri Kur'an ayetleri ile birlikte inceleyeceğiz.


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...

Konu (( TeK He©e )) tarafından (06-07-2008 Saat 15:52 ) değiştirilmiştir..
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #2 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı((( FMS fakıyla Dev bira arşiv daha )))

ALLAH’I HAKKIYLA TAKDİR ETMEK

Kuran ayetleri, Allah’ın gerçek sıfatlarını su şekilde haber vermektedirler:

"Allah... O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiç birseyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür." (Bakara, 255)
"Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için." (Talak, 12)
Ancak insanların çoğunun sahip olduğu Allah inancı, bu ayetlerde tarif edilen iman gibi değildir. Allah’ı, kendi ürettikleri bazı hurafelere göre tanırlar. Bu nedenle de, O’nun sonsuz gücünü ve azametini kavrayamazlar. Kuran, bu kişileri “onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir” (Hac, 74) ayetiyle tarif eder. Bu kişiler, Allah’ı üstteki ayetlerde verilen sıfatlarıyla tanımamakta; O’nu kendi kafalarında, evrenin bir köşesinde oturan ve “dünya işleri”ne hiç müdahale etmeyen, ya da arada bir müdahale eden bir varlık olarak canlandırmaktadırlar.
Bu nedenle, Allah’ın gücünü hakkıyla takdir etmek, imani zincirin belki de ilk halkasıdır. Mümin, içinde yaşadığı cahiliye toplumundaki çarpık Allah inancından kopar ve “doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah’a karşı ‘bir sürü saçma şeyler’ söylemişler” (Cin, 4) diyerek bu sapkın inanışları reddeder.
Mümin Allah’a Kuran’ın tarif ettiği vasıflarıyla inanır. Allah’ın yeryüzünde, göklerde ve kendi nefsinde yarattığı delilleri, ayetleri, iman hakikatlerini inceleyerek, Allah’ın sanatını, gücünü iyice görerek, Allah’ı tanır, O’nun kadrini hakkıyla takdir eder.
Ancak eğer mümin kalbini Allah’ın zikrinden uzak ve aklını O’nu düşünmekten uzak tutarsa, bu durumda cahiliyenin sapkın Allah inancına doğru kayışlar başlar. Ve eğer kendini toparlayıp Allah inancını Kuran’a göre belirlemezse, bazı imtihan durumlarında bu cahiliyeye kayma tehlikesiyle yüz yüze kalabilir. Allah, bu duruma, savaş sırasında zayıflık gösteren müslümanlardan söz ederken indirdiği ayetlerde dikkat çeker. Buna göre, bu kimseler, “canları derdine düşerek; Allah’a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılmış”lardır. (Ali İmran, 154) Mümin, böyle bir duruma düşmemek için, cahiliyedeki Allah inancının bıraktığı izleri tümüyle kalbinden silmeli ve Kuran’ın tarif ettiği şekilde, Allah’ı hakkıyla takdir ederek bu gerçek inancı kalbine sindirmelidir.


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #3 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı((( FMS fakıyla Dev bira arşiv daha )))

GÜCÜNÜN YETTİĞİ KADAR ALLAH’TAN KORKMAK

Allah korkusu her şeyin başıdır. İnsan ne kadar Allah’tan korkarsa, O’nun katında o denli üstün olur. Allah korkusunda bir sınır da yoktur, insan bunu Allah’tan dileyerek artırabilir. Kuran bu konuda Resulleri örnek olarak vermiştir. Müminler kendilerini onlarla kıyaslayıp, Allah korkusunu daha da artırabileceklerini anlayabilirler.

Allah müminlerden olabilecek en üst düzeyde kendisinden korkmalarını istemektedir. Bunun için birçok sebep vesile kılınabilir, örneğin infak etmek, salih amellerde bulunmak, Resulü örnek almak, onun sözüne uymak, Allah’ın sınırlarında titiz olmak gibi. Ayetler, bu konuda şu hükmü verir:
"Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah’tan korkup-sakının, dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; iste onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Tegabün, 16) "Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin." (Al-i İmran, 102)


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #4 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

KADER

Dünyada ve hatta tüm kainatta hiç bir şey tesadüfen olmaz. Kuran’a göre, “bütün işleri evirip çeviren Allah’tır” (Rad, 2). Bir başka ayete göre ise, “Allah’ın izni olmaksızın bir yaprak dahi düşmez” (Enam, 59). Meydana gelen bütün olayları yaratan, idare eden, başlarının ve sonlarının nasıl olacağını tayin eden Allah’tır. Kainattaki bütün yıldızların ve dünyanın her hareketini, yeryüzündeki bütün canlıların her halini, insanın nasıl yaşayacağını, ne konuşacağını, ne ile karşılaşacağını belirleyen Allah’tır. Allah kitabında “hiç şüphesiz, biz her şeyi kader ile yarattık” hükmünü verir. (Kamer, 49) Bir başka ayette ise söyle denir:

"Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır." (Hadid, 22) Mümin bu sırrın bilincinde olarak yaşamalı, inkarcıların içinde bulundukları “cehalet” boyutuna asla inmemelidir. Eğer yaşamın “kaderi takip etmek” olduğunu anlarsa, karşısına çıkan hiç bir olay onu üzmez ya da korkutmaz. Sığındığı mağaranın kapısına kendilerini öldürmek için gelen müşriklere rağmen, yanındaki Ebu Bekir’e (r.a.) “hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir” (Tevbe, 40) diyen Resulullah gibi emin ve güvenlikli olur.


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #5 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

TEVEKKÜL

Bütün olayları meydana getiren Allah olduğuna göre, bunların hepsinde mutlaka müminler için bir hayır vardır. Tüm olaylar, mutlaka dinin menfaatlerine ve müminlerin ahiretine faydalı olacak şekilde tasarlanmışlardır ve bu plana göre de islerler. Mümin, geçmiş yaşamındaki tecrübelere bakarak da, her olayın sonucunda bir hayır oluştuğuna şahit olabilir. İşte bu nedenle, mümin için tek güvenip dayanılacak dost, Allah’tır. Tek vekil O’dur. Müminin üzerine düsen, olaylar karşısında sadece Allah’ın istediği tepkileri vermek, sebeplere sarılmak, sonucunu ise Allah’tan beklemektir. Bir ayet, kafirlerin bilmediği bu büyük sırrı şöyle ifade eder:

".. Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır." (Talak, 2-3)
Başka ayetlerde de tevekkülün sırrı yine şöyle açıklanır:
De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe, 51)
Mümin, inkarcılardan gelecek baskılara karşı şöyle demekle yükümlüdür: “Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etmelidirler.” (İbrahim, 12)
Bir başka ayette ise şöyle denir: "Eğer Allah size yardim ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi ‘yapayalnız ve yardımsız’ bırakacak olursa, ondan sonra size yardim edecek kimdir? Öyleyse mü’minler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler." (Al-i İmran, 160)


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #6 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

TEFEKKÜR

Allah, inanmayanların yeryüzünde yaratılmış olan delilleri görmeden geçip gittiklerini söyler. Müminin farkı ise, Allah’ın yarattığı delilleri görebilmesindedir. Bunları Allah’ın boş yere yaratmadığını anlar, bunlarda Allah’ın kudretini ve sanatını görür, O’nu tesbih eder ve O’na yakınlaşmaya böylece yol bulur. Müminlerin bu vasfı Kuran’da şöyle anlatılır:

"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran, 191)
Allah Kuran’ın bir çok yerinde “düşünmez misiniz”, “düşünenler için deliller vardır” ifadeleriyle müminlerin tefekkürünün önemini vurgulamaktadır. Bu tefekküre konu olması için de sonsuz malzeme yaratmıştır. Gördüğümüz, farkına vardığımız herşey Allah’ın bir tecellisi ve delili olduğuna göre göklerde, yerde ve aralarındaki herşey bizim tefekkür vesilemizdir. Bir ayette şöyle denir:
"Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır." (Nahl, 11)
Ayette “tefekkür konusu” olarak gösterilenlerin birini, örneğin hurma ağacı üzerinde biraz düşünelim. Ağaç, bilindiği gibi toprağa atılan bir tohumdan ortaya çıkar. Tohum küçücük (bir santimetre küp bile etmeyen) bir cisimdir; ama nasıl olur bilinmez, o tohumun içinden kısa süre içinde 4-5 metre uzunluğunda ve yüzlerce kilo ağırlığında dev bir tahta kütlesi oluşur. Tohumun bu dev tahta parçasını yaparken kullanabileceği tek malzeme ise içine gömülü olduğu topraktır.
Peki ama tohum nasıl ağaç üretmeyi bilir? Nasıl olur da etrafındaki toprağın içinde gerekli malzemeleri ayrıştırıp bunları tahta dokusu oluşturmak için kullanmayı “akledebilir”? Nasıl olur da ürettiği ağacın nasıl bir şekle ve yapıya sahip olması gerektiğini tahmin edebilir? Bu son soru özellikle önemlidir. Tohumdan herhangi bir tahta parçası çıkmamaktadır çünkü. Tohum, içinde damarlar bulunan, topraktaki maddeleri özümsemek için gereken köklere sahip ve üst kısmı da dallara ayrılan son derece iyi tasarlanmış bir canlı madde üretmektedir. İnsan bile iyi bir ağaç resmi çizmek gerektiğinde zorlanır; ağacın köklerindeki ve dallarındaki ayrıntıları çizmek zor bir iştir çünkü. Oysa tohum, çizmek söyle dursun, bu son derece kompleks cismi topraktaki malzemeleri kullanarak sıfırdan üretmektedir.
Bu durumda tohumun son derece akilli, hatta bizden de akilli bir varlık olduğu sonucuna varırız. Daha doğrusu, tohumun içinde son derece etkileyici bir akıl vardır. Peki bu akil bu tohuma nereden, nasıl gelmiştir? Nasıl olur da bir çekirdek, bir bilgisayar ‘chip’i gibi bir akla ve hafızaya sahip olabilir?
Bilgisayar ‘chip’leri akil ve bilgi sahibi insanlar tarafından üretilirler. Tohum da böyledir; Allah tarafından ve ağaç yapabilecek yeteneğe sahip olarak yaratılmış, programlanmıştır. Toprağa atılan her tohum, Allah’ın ilmi ile kuşatılmıştır, O’nun ilmi ile büyür. Bir ayette bu gerçek şöyle haber verilir:
"Gaybin anahtarları O’nun katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır." (Enam, 59)
Evet, tohumu yaratan da, toprağın içine düştüğünde onu yarıp içinden yeni bir bitkiyi çıkaran da Allah’tır. Bir diğer ayette şöyle denir:
"Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?" (Enam, 95) Tohum, Allah’ın evrende yarattığı sonsuz sayıdaki “tefekkür malzemesi”nden, ya da “iman hakikati”nden yalnızca birisidir. İnsan, aklını saran kalın gaflet perdesini sıyırır da, “nasıl”, “neden” gibi sorularla ve vicdanla düşünürse, tüm evrenin Allah’ın varlığını ve gücünün delilinden başka bir şey olmadığını rahatlıkla görebilir.


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #7 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

DİKKATLİ OLMAK

Tefekkürün önemli bir parçası da dikkattir.

Basta da belirttiğimiz gibi, Allah, tüm evrenin ve o evrenin her parçasını Kendi varlığının delilini göstermek için yaratmıştır. Hiç bir şey, amaçsız, beyhude, bos yere yaratılmamıştır.
Ancak kafirler bu gerçeği kavrayamazlar. Çünkü varlık alemindeki bu inceliği kavrayacak bir “görme” yeteneğine sahip değildirler. Kuran’ın ifadesiyle “gözleri vardır bununla görmezler” (Araf, 179). Gözleriyle gördükleri maddesel evrenin üzerindeki ince perdeyi kaldırıp, arkasındaki büyük gerçeği farkedebilecek bir akla ve kavrayışa sahip değildirler.
Mümin ise, kainatın Allah tarafından ve bir hikmet, bir amaç uyarınca yaratıldığını kabul etmekle, bu gözleri olan ama görmeyen güruhtan ayrılır. Ancak bu kabul imanın ilk aşamasıdır. İman ve ona paralel olarak akıl geliştikçe, mümin kabul ettiği bu büyük gerçeği karşısına çıkan her ayrıntıda teşhis etmeye başlar.
İslam geleneğinde, imanın söz konusu gelişimi üç aşamaya ayrılır; İlm-el yakın, Ayn-el yakın, Hakk-el yakın.
Bu evreleri açıklamak için kullanılan bir yağmur örneği vardır. Yağmurun yağdığını bilmenin üç derecesi bulunur. Birinci derecede (ilm-el yakin), bir kişi pencereleri kapalı bir biçimde evinde oturmakta iken dışardan gelen birisi, ona yağmurun yağdığını söyler ve o da onun doğruluğuna inanır. İkinci derece, ayn-el yakin, yani gözle kavrama derecesidir: Kişi, pencerenin yanına gider, perdeyi aralar ve yağmurun yağdığını gözleriyle görür. Hakk-el yakin de ise, kapıyı açar ve evden çıkar; artık yağmurun “içinde”dir.
İşte imanın ilm-el yakinden ayn-el yakin’e, hatta daha da ilerisine gitmesi için yapılması gereken fiili dualardan biri, dikkatli olmaktır.
Çünkü Allah’ın ayetlerini görebilmek, kafirler gibi “bakan kör”lerden olmamak için, konsantrasyon gerekir. Nitekim Kuran da müminleri Allah’ı kavramak için dikkatli olmaya çağırmaktadır:
"Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O’na döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir. Allah, her şeyi bilendir." (Nur, 64)
"Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır." (Fussilet, 54)
Akıl, Allah’ın ayetlerini görebilmesi için eğitilmeli ve sürekli bu konuyu düşünmesi için zorlanmalıdır. Aksi halde, kendi başına bırakılan bir akıl, kontrolsüz bir biçimde dolaşmaya başlar. Bir kaç saniye içinde konudan konuya atlar ve bir mümin için hiç gerekli olamayan “boş işler”le, gereksiz ayrıntılarla, küçük hesaplarla kendini meşgul etmeye başlar.
Bir İslam büyüğünün ifadesiyle, akıl su gibidir; eğer akması için bir yol kazılmaz, kendisine bir yön tayin edilmezse, dağılır, istenmeyen yönlere gider. Bu bir tür sarhoşluktur. Kişi, aklını kontrol edemez. Herhangi bir konu üzerinde yoğunlaşıp dikkatini toplayamaz. Böyle olunca da, hem etrafında gelişen olayların inceliklerini kavrayamaz, yani tefekkür edemez, hem de bu olaylara müdahale edecek bir iradeye sahip olamaz. Aksine, zihni, o olaylar tarafından yönlendirilir. Tam anlamıyla bir “şaşkın”dir. Bu ise müminlere değil, kafirlere ait bir zihinsel durumdur. Allah, müşriklerin şaşkınlığını şöyle tarif eder:
"Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir." (Hac, 31)
Mümin, ise, Allah’ın izniyle aklını dilediği gibi yönlendiren, aklını sürekli Allah’ı tanımak, O’nun dinine hizmet etmek için kullanan insandır. Aklına boş bir düşünce geldiğinde, “onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir” (Müminun, 3) ayetinde dendiği gibi aklını bundan kurtarır. Şeytan aklına bir kuşku ya da kuruntu soktuğunda ise yine Kuran’ın tarif ettiği şekilde zihnini bu baskıdan kurtarır:
"Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde iyice düşünürler (Allah’ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir." (Araf, 201) İşte tüm bu “aklı temiz tutma” ve konsantre olma çabasının en önemli parçası dikkattir. Mümin, ne kendi zihnini ne de etrafındaki olayların “ipini bırakmamalı”, her an “teyakkuz” vaziyetinde ve pür dikkat hareket etmelidir.


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #8 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

HER İŞTE BİR HAYIR OLMASI

Allah her şeyi bir hikmet üzerine yaratır. Bu hikmetlerden biri de meydana getirdiği olayların sonucunun müminlere yaraması, dine fayda getirmesidir. Çünkü Allah müminlerle beraberdir ve müminlerin aleyhine yol vermez.

Karşımıza çıkan bazı olaylar, örneğin küfrün kurduğu bir tuzak, ilk bakışta olumsuz, aleyhte bir durum gibi gözükebilir; ama Allah mutlaka bunda da bir hayır yaratmıştır. Bu olayda ne gibi hayırlar olduğunu da hemen veya zaman içerisinde müminlere gösterir. Müminlerin de karşılaştıkları her olayda bir hayır olduğunu bilmeleri gerekir.
Kuran kıssalarında bu konuya örnek teşkil eden bir çok olay anlatılmaktadır. Hz. Yusuf’un hayatı, bunların en çarpıcılarından biridir. Yusuf, küçük bir çocukken ölmesi için kardeşleri tarafından kuyuya atılmış, sonra oradan kurtulmuş, ama bir zaman sonra da masum olduğu halde, ırza kastetmek gibi kötü bir suçlamayla zindana atılmıştır. Böyle bir kaderi yaşayan bir insan, eğer imana ve onun getirdiği bilince sahip değilse, büyük talihsizliklerle karşı karşıya olduğunu, başına hep felaketlerin geldiğini düşünecektir. Oysa Hz. Yusuf, tüm bu olayların Allah’ın kontrolünde geliştiğini ve hepsinde mutlaka bir hayır olduğunu hiç bir zaman unutmaz. Nitekim Allah bir süre sonra tüm bu “felaket”leri hayra döndürür, Hz. Yusuf, atıldığı Mısır zindanlarından kurtularak aşamalı bir biçimde o ülkenin hakimi olur.
Bindiği gemide “kim denize atılacak” diye kur’a çekilen, kur’a kendisine isabet edip denize atılan, sonra da canlı canlı dev bir balık tarafından yutulan Hz. Yunus’un durumu da daha farklı değildir. Kuran, Yunus’un Allah’ı “tesbih edenlerden” olduğu için o korkunç yerden kurtarıldığını ve sonra da hakimiyetle ödüllendirildiğini anlatır:
"Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.
Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.
Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.
Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık." (Saffat, 143-148)
Kuran kıssalarında anlatılan tüm bu örnekler, insana önemli bir ders verir: Bir olayın “felaket” gibi görünmesi, onun gerçekte öyle olduğu anlamına gelmez. Eğer bir insan, Allah’a güvenip dayanırsa, O’ndan yardım diler, O’na sığınırsa, onun başına gelecek hiç bir olay “kötü” değildir. Allah yalnızca onu imtihan etmek için, Kendisine olan sadakat ve inancını sağlamlaştırmak için çeşitli zorluklar meydana getirir, ama sonuçta bunların hepsinin hayırlı bir sonucu olur.
Küfür için ise bu durumun tam tersi söz konusudur. Hiç bir olay onlar için “hayırlı” değildir. Onlara zevk ve neşe veren, güzel gibi görünen şeyler de gerçekte ahirette çekecekleri azabı artıran birer “şer”dir. Haksız olarak elde ettikleri tüm kazançlar, hesabi sorulacak birer günah olarak yazılmaktadır. Allah, kitabında şu hükmü verir: "Allah’ın, bol ihsanından kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır; bu, onlar için şerdir; kıyamet günü, cimrilik ettikleriyle tasmalandırılacaklardır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır." (Al-i İmran, 180)


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #9 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

YANIBAŞIMIZDAKİ ÖLÜM

Cahiliye toplumu, adından da anlaşıldığı gibi, son derece bilgisiz, akılsız ve bilinçsiz bir toplumdur. Bu toplumun üyeleri, hayatlarını kesin gerçeklere, akıl ve mantığa dayandırmazlar. Aksine, boş ve batıl inançlar, gerçek dişi zanlar, temenniler ve sonuçta aldanışlarla yaşarlar. Bu aldanışların biri de, ölüm hakkındaki düşünceleridir. Ölümün, mümkün olduğunca akıldan uzak tutulması, düşünülmemesi gerektiği kanaatindedirler.

Böyle yapmakla, yani ölümü göz ardı etmekle yapmak istedikleri şey ise, kendi akıllarınca ölümden kurtulmaktır. Ölümü düşünmeyince, ölümden uzaklaştıklarını sanırlar. Tabi ki, bu mantık, avcıdan kurtulmak için kafasını kuma gömen devekuşununkinden daha farklı bir mantık değildir. Oysa bir tehlikeyi görmezlikten gelmek, o tehlikeyi yok etmez. Aksine, o tehlikeye hazırlıksız yakalanmak ve dolayısıyla daha büyük zarar görmek anlamına gelir.
Mümin, her konuda olduğu gibi, bu konuda da cahiliye toplumunun mantığından tümüyle uzaktır. Onlar gibi açık ve kesin bir gerçeği yok sayarak hayali bir dünyada yaşamaz. Aksine, gerçek olduğu, şimdiye dek dünya üzerinde yaşamış olan istisnasız tüm insanların şahitliği ile ispatlanmış ve her geçen gün yeni şahitlerle ispatlanmakta olan ölümü ciddi bir biçimde düşünür. Kafirlere ise Kuran’ın “de ki” emri uyarınca şöyle seslenir:
"Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma, 8)
Ölüm, unutulması, düşünülmemesi gereken bir “musibet” değil, aksine insana hayatın gerçek anlamını öğreten ve dolayısıyla üzerinde yoğun biçimde düşünülmesi gereken büyük bir derstir. Mümin bu büyük olay üzerinde akılcı ve samimi bir biçimde düşünür. Allah’ın insanı bir süre sonra yaşattıktan sonra neden bu dünyadan ayırdığını, neden tüm canlıları ölümlü kıldığını düşünür. Kuran’a göre, yaratılmış olan her varlık, yani Allah’ın dışındaki her şey ölümlüdür. Çünkü bu, onların aciz ve zayıf birer “kul” olduklarını gösterir. Hayatın sahibi Allah’tır; yaratılmışlar, ancak Allah’ın dilemesi ile hayat bulurlar ve yine Allah’ın dilemesi ile hayatlarını yitirirler. Bir ayette şöyle denir: "(Yer) Üzerindeki her şey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (kendisi) baki kalacaktır.” (Rahman, 26)
Herkes ölecektir, ve en önemlisi, ne zaman nerede öleceğini kimse bilemez. Hiç kimsenin bir dakika sonra hayatta kalacağına dair bir garantisi yoktur. Bu nedenle, mümin sanki yarın ölecekmiş gibi takvaya sarılmalıdır. Ölümü sık sık düşünmek müminin ihlasını korumasını ve hep şuurlu hareket etmesini sağlar, Allah korkusunu artırır, nefsini terbiye etmesine yardımcı olur.
Kuran, ölümü düşünmenin önemine şöyle dikkat çeker: "Senden önce hiç bir beşere ölümsüzlüğü vermedik; şimdi sen ölürsen onlar ölümsüz mü kalacaklar? Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz bize döndürüleceksiniz." (Enbiya, 34-35)


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-07-2008   #10 (permalink)
 

Tarantula_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Co-Admin
Üye Numaram: 58286
Kayıt Tarihim : Jan 2008
Mesajlarım: 6.635
REP Puanım : 23
REP Grafiğim : Tarantula_ is on a distinguished road
Ettiği teşekkür: 1
1 Konu'ya, 1 Teşekkür aldı
Standart Cevap: Kuran Ahlakı ((( FMS fakıyla Dev bir arşiv daha )))

ŞEYTANIN HİÇ DURMAYAN FAALİYETİ

Allah Adem’i yarattığı ve tüm meleklere “Adem’e secde” edin emrini verdiği zaman, Şeytan karşı gelmiş ve sonsuza dek lanetlenmişti. Bunun üzerine o da, kıyamet gününe kadar Ademoğullarını saptırmak için Allah’tan mühlet istedi. Allah bu izni verince de şu vaadde bulundu:

“Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onları (insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın” (Araf, 16-17)
Bir başka ayette, Şeytan’ın “saptırma” vaadi şöyle anlatılır:
"(Şeytan dedi ki) Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah’ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuskusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır." (Nisa, 119)
Eğer insan şeytanın bu vasfından gafil olursa, kendini ondan koruyamaz ve tuzağına kolayca düşebilir. Bu nedenle, müminin Kuran’da haber verilen bu gerçekten her an haberdar olması, şeytanın saptırıcı telkinlerine karşı uyanık davranması gerekir. Nitekim Kuran da bunu emreder. Bir ayette şöyle denir: “Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır.” (Fatır, 6)
Şeytan’a karşı en dikkatli olması gerekenler ise, müminlerdir. Çünkü Şeytan asıl olarak onlarla uğraşır. Küfrü saptırmak için uğraşmasına gerek yoktur; onlar zaten onun ordusu haline gelmişlerdir. Bu yüzden, tüm enerjisini müminleri zayıflatmak, onları türlü şekillerde dine hizmetten geride bırakmak için harcar. Bu nedenledir ki, Allah, Şeytan’ın fitnesine karşı müminleri özellikle uyarmaktadır:
"Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir." (Nur, 21) Allah’ın Kuran’da bildirdiğine göre, Şeytanın bu faaliyeti ihlaslı müminleri etkilemeyecektir. Fakat zayıflık gösteren ve gaflete dalanlar, şeytanın sürekli verdiği olumsuz telkin ve kuruntudan etkilenebilirler. Şeytan, unutmamak gerekir ki, faaliyetini hiç durmadan, ara vermeden, durup dinlenmeden, uyumadan sürdürmektedir. Mümin de buna karşı sürekli Allah’ı anmalı her an dikkat ve manevi teyakkuz halinde olmalıdır.


İnsanın tek mürşidi Kur'an'dır...
Tarantula_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
ahlaki, arsiv, bir, daha, dev, fakiyla, fms, kuran


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.6.0
Protected by CBACK.de CrackerTracker
Sitemizde Yenimisiniz ? Yardım Konuları

Sitemap
11, 15, 649, 629, 48, 51, 55, 569, 75, 652, 101, 119, 121, 350, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 655, 385, 168, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 521, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 194, 568, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 211, 212, 213, 214, 216, 217, 218, 219, 220, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 513, 307, 308, 309, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 321, 322, 331, 332, 334, 335, 340, 336, 337, 345, 339, 343, 342, 344, 351, 352, 355, 358, 356, 357, 369, 370, 371, 372, 373, 376, 374, 375, 377, 378, 380, 381, 382, 383, 384, 395, 493, 390, 388, 389, 391, 392, 394, 393, 396, 397, 419, 420, 424, 427, 421, 422, 423, 430, 433, 432, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 447, 453, 457, 451, 450, 449, 452, 464, 454, 455, 456, 463, 465, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 478, 476, 477, 492, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 519, 516, 514, 515, 517, 562, 563, 565, 566, 567, 570, 571, 575, 576, 577, 583, 584, 590, 591, 592, 594, 598, 605, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 617, 621, 622, 623, 624, 628, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 637, 636, 638, 639, 640, 642, 661, 644, 643, 645, 646, 647, 648, 650, 651, 654, 653, 656, 657, 658, 659, 660, 11, 15, 649, 629, 48, 51, 55, 569, 75, 652, 101, 119, 121, 350, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 163, 164, 165, 166, 655, 385, 168, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 521, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 194, 568, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 211, 212, 213, 214, 216, 217, 218, 219, 220, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 513, 307, 308, 309, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 321, 322, 331, 332, 334, 335, 340, 336, 337, 345, 339, 343, 342, 344, 351, 352, 355, 358, 356, 357, 369, 370, 371, 372, 373, 376, 374, 375, 377, 378, 380, 381, 382, 383, 384, 395, 493, 390, 388, 389, 391, 392, 394, 393, 396, 397, 419, 420, 424, 427, 421, 422, 423, 430, 433, 432, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 447, 453, 457, 451, 450, 449, 452, 464, 454, 455, 456, 463, 465, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 478, 476, 477, 492, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 519, 516, 514, 515, 517, 562, 563, 565, 566, 567, 570, 571, 575, 576, 577, 583, 584, 590, 591, 592, 594, 598, 605, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 617, 621, 622, 623, 624, 628, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 637, 636, 638, 639, 640, 642, 661, 644, 643, 645, 646, 647, 648, 650, 651, 654, 653, 656, 657, 658, 659, 660,